Sağlık için Dengeli ve Ölçülü Beslenmenin Önemi

Dengeli beslenmek özellikle de sağlığımızı korumak noktasında son derece önemli.. Bu nedenle siz siz olun beslenmenize çok dikkat edin çünkü yanlış beslenmek kalpten tansiyona diyabetten felce kadar pek çok rahatsızlığı tetikleyebilecektir, bu nedenle dengeli beslenin diyorum.

01-635744988992323911

Beslenmede önemli konuların başında gelen bir nokta da şeker içeriği yüksek besinlerden mümkün olduğu kadar uzak durabilmek.. Çünkü bu tür içerikler size fayda yerine zarar verecektir.. Özellikle otuzlu yaşlardan sonra bu tür ağır içerikleri kullanmayın diyoruz. Dengeli beslenmenin bir parçası olan şekerden uzak durma noktasında hafif tatlı tariflerini kullanarak tatlı yapın. Bu yaptığınız tatlılar keşkül, muhallebi gibi tarifler olabilmektedir.

Sağlığınızı korumak için kullanabileceğiniz süt içeriği ve protein değerleri yüksek tatlı tariflerinden faydalanabilirsiniz bunlar hem besleyici hem de doğal yollardan elde edildiği için maksimum fayda sağlayacaktır. Dengeli ve ölçülü beslenme konusunda bir diğer önemli nokta da proteinli gıdalara biraz daha ağırlık vermek, böylece yüksek protein içeriği sayesinde kas kaybını azaltmaktır.. bu da zaten sağlıklı kilo vermenin önemli noktalarından biridir arkadaşlar.. Ama börek yapmak istiyorsanız da bu adreste yer alan börek tariflerine bir bakın diyoruz.

 

RİNİTTEN KORUNMANIN YOLLARI

BURNUNUZ YANMAYA MI BAŞLADI? BAHAR NEZLESİ OLABİLİRSİNİZ. 

Alerji vücuda giren ya da temas eden bir maddeye karşı, vücudun kendine zarar verecek şekilde reaksiyon göstermesidir. Söz konusu reaksiyonlar normal düzeydeyse, vücudu korumak içindir. Fakat alerjik yapılı kişilerde bu reaksiyonlar zararlı derecelerde yüksek olacaktır. Alerji her yaşta baş gösterebilir ve bu rahatsızlıkta genetik yatkınlık söz konusudur.   Alerjenler vücuda girdikten 2-3 dakika sonra, histamin adlı maddenin salgılanmasıyla vücutta reaksiyona başlar ve bu reaksiyon 15 dakika sonra maksimum seviyelere ulaşır. Alerji bazı durumlarda sadece belirli mevsimlerde de görülebilmektedir. Çoğunlukla toza, küfe bağlı olarak ya da  yumurta, süt çilek gibi gıdalara karşı gelişebilen alerjilerin yanı sıra kimyasallara ve ev hayvanlarına da bağlı olarak gelişebilen alerjiler de mevcuttur.

Rinit ise burun içi mukozasının iltihaplanmasıdır. Burada sayılan tüm alerjik faktörler rinit sebebi olabilir. Alerjik rinit oldukça sık görülen bir rahatsızlıktır. Burun akıntısı, geniz kaşıntısı, orta kulak basıncı, kronik öksürük ve geniz kaşıntısıyla birlikte görülebilir. Örneğin buna da bağlı olarak alerjen bünyelerde daha çok sinüzit, burun eti büyümesi ve cilt reaksiyonları görülmektedir.  Rinit rahatsızlığında, burun içinde renk solgunluğu, saydam salgı fazlalaşması, ödem, görülmektedir. Zaten burun içi görüntüsü alındığında rahatsızlık kendini belli edecektir. Ağız içindeyse farenjit, geniz akıntısı, arka gırtlak kızarıklığı bu konuda kendini ele veren niteliklerdendir.

ALERJİK RİNİT TEDAVİSİ

Alerjik rinit tedavisinde, alerjen maddelerden korunmak büyük bir önem taşımaktadır. Bazı durumlarda alerjenin tam olarak tespit edilememesi veya birden fazla alerjen konusu olması, tedaviyi ve kaçınmayı zorlaştırmaktadır. Ama yine de hastalar tarafından alınabilecek bazı önlemler söz konusu olabilmektedir. Tozlu dumanlı ortamlardan kaçınmak, zorunlu hallerde maske takmak, ortamlarda ısı ve nem ayarı, polenli mevsimlerde içerideki ortamları tercih etmek ve mümkün olduğunca açık ortamlara çıkmamak, kapıyı ve pencereyi kapalı tutmak, ev içinde mümkünse halı kilim, battaniye gibi toz tutanlar yerine deri veya vinleks gibi plastik ürünler kullanmak,  hayvanlardan kaçınmak, özel üretim nevresim ve çarşaflardan kullanmak, yanı sıra sıcak sularla sık çarşaf ve nevresim yıkaması yapmak yapılması gerekenler arasındadır. .

Antistaminikler genel kullanılan ilaçlardandır. Bu ilaçlar hastalığa neden olan histamini  fark edilir derecede azaltan ilaçlardandır.    Antistaminikler, alerji etkilerini başlatmadan kullanıldığında, daha verimli olmaktadır. Özellikle hapşırık ve kaşıntı konusunda oldukça etkilidirler. İlaçlarınızın işe yaramadığını fark ettiğiniz anda, farklı bir antistaminik kullanımına geçerek, daha faydalı olduğunu görebilirsiniz.  Antistaminiklerin çarpıntı, göz içi basıncı arttırımı, ağız kuruluğu, idrar güçlüğü ve uyku hali yaptığı belirtilse de son zamanlarda üretilen ilaçların yan etkileri yok denilecek kadar azalmıştır. Bunun dışında kortizonlu ilaçlar da ağızdan ve kalçadan uygulanabilmektedir. Ama yan etkileri de olmaktadır.  Yanı sıra burun spreylerinin de tedavide etkisi yüksek ve yan etkisi azdır. (Dekonjestan, kromolin)

Aşı konusuna gelince (immunoterapi), ağızdan ya da kalçadan iki şekilde uygulanabilir. Vücut aşı ile alerjen maddelere antikorlar üreterek koruma yaratır. Fakat aşı tedavisi her zaman işe yaramayabilir.  Bazı durumlardaysa( sinüzit, burundaki et büyümeleriyle ilgili ) ameliyat iyi neticeler verebilmektedir.

Egzama çeşitleri ve dermatolojik rahatsızlıklarda tanı neticelendirmelerinde de kullanılmaktadır.  Bazı durumlarda ilaç alerjisi tetkiklerinde de kullanılmaktadırlar. Alerjen maddelere bandırılan bantlar sırta yapıştırılır ve 48 saat sırtta tutulur. 72 saat sonra test değerlendirmesi yapılabilmektedir.

BAHARDA BAHAR ALERJİLERİNE VE ASTIM ATAKLARINA DİKKAT

Çocuk ya da yetişkin ayırt etmeksizin gelen bahar alerjileri ve astım krizleri herkesi korkutabiliyor. Alerjik nezle, göz alerjisi, astıma neden olabilen alerjiler,  bazen basit bir hapşırık gibi görülebiliyor. Astım hava yollarının daralmasıyla ortaya çıkarak, göğüste tıkanmaya (bronşit) neden olan, bunun beraberinde öksürük, göğüs hırıltısı gibi semptomlarla gelebilen bir rahatsızlıktır. Genetik ve çevresel faktörlere bağlı olabilerek te gelişebilen astım hastalığı,  İlaç tedavisi sayesinde kontrol edilebilir bir rahatsızlıktır.  Aynı zamanda astım, akciğer hava yollarının kronik iltihaplanmasıdır.  Fakat bu iltihap şekli sıradan, yani bildiğimiz antibiyotik kullanılarak düzeltilebilen iltihap şeklindeki iltihaplanmalardan  değildir.  Astım hastalarının sayısı dünyada ve ülkemizde de günden güne artmaktadır.  Ülkemizde astım hastalarının sayısı çocuklarda , erişkinlerde de %5 oranında görülmektedir. Astım hastalığında sebep hem genetik faktörlere, hem de çevresel faktörlere bağlı olabilir.

Bu noktada alerjen genetik faktörü oldukça önemlidir. Ailesel geçmişinde astım ve alerjen rahatsızlıklar olan kişiler, bu rahatsızlığa daha yatkındır. Çocuklarda görülen astım biçimi, daha ziyade alerjen tiptedir ve alerjik astım olarak anılır. Erişkinler de ise bu durum daha çok astım şeklinde görülür.  Sonuç olarak, astım hastalarının yarısının alerjen olduğu düşünülse de, bu kişiler sadece astım hastasıdır.  Son yıllarda obezitenin artmasına da bağlı olarak, astım hastalığı da artış göstermiştir. Bu, özellikle orta yaş üzeri astımlı kadın hasta sayısının artmasında etken olan bir durumdur.

Sigara dumanı, soğuk hava, egzersiz, beslenme şekli, ilaçlar, enfeksiyonlar astım atağını tetikleyebilen etkenlerdendir. Duman, gaz, toz gibi etkenlere bağlı astımlar mesleksel astımlardan da olabilmektedir.  Nemli ortamlarda yuvalanan akar böcekleri artıklarına bağlı olarak ev tozu alerjileri, küfler, polenler, kedi-köpek alerjileri,  astım ataklarını da tetikleyen unsurlardandır. Astım hastalığında, hava yolları iltihaplı olduğundan, hava yolları duvarı kalınlaşır. Buna bağlı olarak ta hava yollarının çapı da daraldığından, burada duyarlılık oluşur. Bu nedenle parfüm, deterjan, sigara dumanı, kimyasalların kokusu, alerjenler astımlıları etkileyerek, hastaların hava yollarında kasılma yaparak, hava yolu çapını daha da daraltır. Bu durum nefes alıp-vermeyi daha da zor bir hale getirecektir.

ASTIMIN KLASİK BELİRTİLRİ
En sık görülen belirti nefes darlığıdır. Öksürük,  hırıltılı nefes alıp verme, göğüste tıkanma, baskı hissi olabilir. Astım krizleri ataklarla ortaya çıkarak, özellikle geceleri baş gösterir. Astım hastaları illaki nefes darlığı çekmezler. Kronik kuru öksürükle seyreden astım biçimleri de görülebilir.

ASTIM HASTALIĞI KONUSUNDA HANGİ BELİRTİLERDEN ŞÜPHE ETMELİYİZ?

-Parfüm, deterjan, sigara dumanı ve kimyasallara karşı hassaslık

-Özellikle geceleri veya sabahları ortaya çıkan ve bazen de uykudan uyandıran öksürük
-Egzersiz yaparken veya güleme-ağlama esnasında ortaya çıkan öksürük şikayetleri.

-Polenlerin yoğunlaştığı dönemlerde ortaya çıkan öksürük atakları.
-Soğuk havalarda ortaya çıkan öksürük atakları.
-Grip ve soğuk algınlığı gibi rahatsızlıkların göğse inerek öksürüğe neden olması.

-Sesli nefes alıp-verme

-Göğüste sıkışma

-Çabuk yorulma

 

Burada sayılan belirtiler,  bir astım hastasının öyküsünün genel bir resmidir. Solunum fonksiyonu testi, kliniklerde spirometre adlı cihazla yapılmaktadır. Kan ve deri testleriyse alerjik verileri elde etmemize yaramaktadır.

ASTIM KONTROL ALTINA ALINABİLİR Mİ?

Astım rahatsızlığında genelde nefes yoluyla kullanılan ilaçlar kullanılmaktadır. Böylece hem ilaçların yan etkisi azalırken, hem de etkinliği artacaktır. Astım ilaçları:

1-Hava yollarındaki iltihabı baskılayan ve kontrol altına alan ilaçlar

2-Hava yollarını açan-genişleten ilaçlar

olarak ikiye ayrılmaktadır. Nefes açıcıların iltihabı kurutabilme gibi bir özelliği yoktur. Bu nedenle tek başına kullanılmamaları gerekir. Kortizonlu nefes yoluyla alınan ilaçların, kana karışma gibi bir tehlikeleri olmadığından,  güvenilir ve tehlikesizdir. Astım hastalarının zor anları için mutlaka hekimleriyle birlikte çizilmiş bir acil plan yöntemi olmalıdır. Astım ataklarında ilk başvurulacak yöntem nefes açıcılar olmalıdır. Şayet düzelme olmazsa ve durum giderek kötüleşirse, hemen bir sağlık kurumuna başvurmak gereklidir. Ağızdan alınan kortizon hapları da astım atağı sırasında hastayı rahatlatan ilaçlardandır. Fakat kortizon içerikli haplar kırsa süreli ve hekim kontrolünde kullanılmalıdır. Astım takibinde genellikle 3-6 ayda bir yapılan kontroller yeterli olabilecektir.  Astım hastalıkları dönem dönem tamamıyla geçti gibi görünse de, bu tam manasıyla geçtiği anlamına gelmez. Düzenli gözlem ve tedavi, doktor tavsiyelerine harfiyen uymak astımı tam manasıyla kontrol altına almayı sağlar. İmmünoterapi aşısı sayesinde, arttırarak astım hastasının vücuduna verilen alerjenlere karşı vücutta tolerans oluşumu hedeflenerek, aşı tedavisine de başvurulabilmektedir. Bu sayede iltihap  gerileyebilir ve alerjik nezle ve astım belirtileri de baskılanabilir. Bu tedavi için alerji uzmanlarına başvurabilirsiniz. Astım rahatsızlığının kontrol altına alınması majör semptomları yok ederek gerçekleştirilir. Yani sıkışma ataklarını, yoğun öksürük krizlerini, nefes darlığını kontrol altına alarak semptomları gitgide azaltmakla sağlanabilmektedir. Gece şikayetlerinin ortaya çıkmaması, ani kurtarıcıların kullanılmaması(nefes açıcılar) semptomların azalmasının delilleridir.  Doktor kontrolüne gidildiğinde, her iki kontrol arası semptom sayılarının azalması, tedaviye yönelik olarak iyileşme sürecine girildiğinin göstergesi olabilecektir. Durumun daha iyi anlaşılabilmesi ve gözlemlenebilmesi açısından astım hastaları durum skoru tutabilirler. Bu konuda düzenli aralıklarla yapılan solunum fonksiyonu testleri de durumun göstergesi olabilecektir. Burada amaçlanan hastanın hayat kalitesinin  en yüksek derecelere ulaştırılmasıdır. Bu sayede ilaçlar gittikçe azaltılarak, ilaç kullanımı sonlandırılabilmektedir.  Ama hastalar buna kendi kedine karar vermemelidir.

Dikkat Eksikliği İlaçları

Dikkat eksikliği, pek çok insanın muzdarıp olduğu bir problem. Odaklanma sorununuz eğer bir sebebe bağlı değilse doktorlar dikkat eksikliği tanısı koyabilmekte. Yani uyku sorunları, depresyon, takıntı gibi herhangi bir psişik rahatsızlığa bağlı olmaksızın kişide doğuştan var olan dikkat bozukluğundan bahsediyorum.

Kişi ne kadar istesede dikkatini bir noktada odaklayamaz ve netice olarak stres yaşar. Okul ve iş hayatında yaşanan olumsuzluklar kişide özgüven zedelenmesi oluşturabilir. Bu durumda dikkat eksikliğini gidermek adına bir takım ilaçlara başvurulur.

Bu ilaçlar hakkında konuşmak istiyorum. “Metalfenidat” etken maddesi içeren: Ritalin, Adderal, Concerta gibi ilaçlar dikkat eksikliği olan hastalarda olumlu etkiler doğurabiliyor. Dünyada birçok kişi tarafından kullanılan bu ilaçlar Amerika gibi gelişmiş ülkelerde serbestçe eczanelerden alınabiliyor iken ülkemizde kırmızı reçeteye tabidir.

Uyuşturucu madde müstahsili olmaksızın bu ilaçlar satın alınamamaktadır. Doktorunuz uygun gördüğü taktirde ilacı yazabilir fakat istismara açık oluşu nedeniyle buna yatkın hastalar her ne kadar dikkat eksikliği yaşarsa yaşasın bu ilaçları kolay kolay yazdıramazlar.

Peki etkisi nasıl? Sanırım en çok bunu merak ediyorsunuzdur. İlaç dikkat eksikliğine birebir. Uygun dozda kullanıldığında mükemmel bir ilaç aslında kişinin konsantrasyonunu artırmakla birlikte dikkat eksikliğinin giderilmesiyle beraber birçok psikolojik rahatsızlıkta ortadan kalkıyor. Ama doz aşımı durumunda yahut ezerek burundan çekmek gibi durumlarda ilaç kokain ile aynı etkiye yol açıyor. Bu da büyük bir sorun.

Böyle bir istismar vakasında kişinin bağımlı olma riski yüzde doksandır. Ayrıca doz aşımının kalp krizine kadar götürdüğü bilinmekte kişinin anlık mutluluk ve öfori sonrası öfke nöbetleri ve aşırı korku, aşırı çökkünlük gibi durumlarla karşılaşması olasıdır. Ben bir yıldır bu ilacı kullanan birisi olarak unutarak attığım ikinci hapın etkisine dayanarak söyleyebilirim ki bu ilacı alsanız dahi asla doz aşımına yanaşmayınız. İster doz aşımı olsun ister olmasın bağımlılık geliştirdiğinide söylemekte fayda var.

Dezavantajını bağımlılık, yan etkiler, kalıcı çözüm olmayışı olarak aktarmak yeterli olacaktır. Avantajı yok mu? Eğer bilinçli iseniz, kendinizi biliyorsanız ve maddeye bağlı yaşanmayacağını kavramış biri iseniz bu ilaçları öğrencilik yıllarınızda sınav öncesinde ve çalışma esnasında kullanmanız size yüzde yüz katkı sağlar. Diğer türlü eğer irade gücünüz yok ise hiç bulaşmamanız gerektiğini ve daha beter hale geleceğinizi unutmayın.

Depresyondan Nasıl Kurtulabilirim?

Depresyonun biyolojik ve psişik sebepleri olabilir. Buna bağlı olarakta sebep ortadan kaldırıldığında depresyonda ortadan kalkıcaktır. Çarpıtılmış ve gerçekle ilgisi olmayan herhangi bir düşünce ağır bir depresyona sebep olabilir veya yaşanılan trajik bir olay travma etkisi doğurduğu için beyin kimyası bozulabilir. Bu tip durumlarda bir uzmana başvurarak ve ilaç kullanımı ile depresyondan kurtulabilirsiniz. Eğer depresyonda iseniz ve bu durumla nasıl başa çıkacağınızı bilmiyorsanız sizler için bazı bilgiler paylaşmak istiyorum.

Depresyon psişik –ruhsal- olduğu kadar biyolojik bir sebeplede tezahür edebilir. Şimdi biyolojik sebeplerin birkaçına göz atalım.

  1. Uykusuzluk

Uyku alışkanlığımızı denetimimiz altına alamadığımızda depresyon baş gösterebilir. Gece uykusu alınmadığında beyin vücudu ve kendisini onaramaz. Dolayısıyla bütün vücut tembelleşir ve acizleşir. Bu nedenle geceleri birşeylerle ilgilenmek size ne kadar haz verirse versin uyumayı alışkanlığa dönüştürmek zorundasınız. Eğer geceden vazgeçemem diyorsanız, akşam erkenden yatıp gecenin son vakitlerine doğru uyanmanızı yahut en azından gecede 3-4 saat uyuyup gündüz uykusuyla tamamlamanızı öneriyorum. Uykunun kalitesini etkileyen faktörler, odanın sıcaklığı ve kokusu, uyuma esnasındaki vücud pozisyonu, yattığınız vakitteki ruh haliniz vs gibi durumlara göre değişim gösterir. Sağlıklı bir uyku için ne yapmanız gerekiyorsa yapın. Depresyon, vücudun hareketsiz kalmasıdır.

  1. Yanlış Beslenme

Yedikleriniz ve içtikleriniz ruh haliniz üzerinde oldukça etkilidir. Mesela japonlar somon balığı tüketen bir toplum olduklarından zihinsel faaliyetleri güçlüdür. Bunun gibi. Dolayısıyla dengeli beslenmeniz vücudunuzun ve beyninizin dengede kalmasına ortam hazırlayacaktır. Bunu göz ardı etmemenizi öneriyorum. Hamur, şeker gibi gıdalar kimyasal içeren gıdalar vücudun çalışma sistemini kötü yönde etkileyen besinlerdir. Diğer bir faktörde sigaradır. Eğer sigara kullanan biri iseniz sabah uyandığınızda aç karna içeceğiniz sigara tüm gününüzün kötü geçmesine sebep olabilir. Kahvaltınızı yapmadan sigara içmemelisiniz. Uyanınca 2 bardak su içmeniz daha sağlıklı olacaktır.

Depresyona sebep olan biyolojik faktörlerin de olduğunu bildiğimize göre artık bu faktörleri değerlendirmemiz gerektiğini bilmeliyiz. Fakat bu yeterli olacak mı? Tabi ki hayır. Eğer depresyon vücudunuza işlemişse beyniniz çarpıtılmış düşünceler, korkular ve olumsuzluklarla doludur. Artık beynin kimyası bozulmuştur. Bu nedenle negatif bir enerji hakimdir. Bu durumda:

  1. İlaç Kullanımı

İlaçlar bağımlılık yapmaz, normal yaşantınızı kötü yönde etkilemez ve yan etkileri 2 hafta kullanıldıktan sonra kendiliğinden geçer. Depresyon hastası kişiler genelde ilaçlara karşı yanlış bir tutum içerisindedir. Ancak gelişen tıpla birlikte bu ilaçların etkinliğide artmıştır. Bu sebeple mutlaka bir psikiyatri uzmanına başvurarak size en uygun ilacı kullanmaya başlamanızı öneriyorum. Tabi ihtiyacınız var ise.

  1. Terapist Yardımı

İlaç kullanımı kalıcı bir çözüm olmayabilir. Beyninize işleyen kötü düşünceler ilaç kullanımıyla birlikte geçmeyecek yalnızca etkinliği azalacaktır. Onları tamamen imha etmek için terapiste başvurarak farkındalık yaratmanız ve yeniden şekillenmeniz gerekebilir.